Adaletin insan iradesinden çok tanrısal düzene emanet edildiği bir çağda, Asur’da bir mahkeme günü yalnızca bir suçun değil, kutsalla kurulan ilişkinin de yargılandığı bir ritüeldi.
Güneş, Ninova’nın üzerine sert doğmuştu. Böyle günler Asur’da hayra yorulmazdı. Sert güneş, sert karar demekti.
Mahkeme sarayın içinde değil, avlunun tam ortasında kurulmuştu. Çünkü bugün yargılanacak olan yalnız bir adam değildi; onunla birlikte bir yemin yargılanacaktı. Asur’da yemin bozulursa, şehir bozulurdu.
Avlunun taş zemini geceden yıkanmıştı. Kan damlamasın diyeydi bu; kan damlarsa tanrılar kararın baştan yanlış olduğunu sanırdı. Kimse böyle bir riski almak istemezdi.
Yargıç yoktu. Taht da yoktu.
Asur’da her dava bir oturma değil, bir dikilme işiydi.
Rahip-yargıç Enlil-bel, başını örtmüş halde ortaya çıktı. Elinde asa yoktu; çünkü bugün hükmü o vermeyecekti. Hükmü tanrılar verecekti, o sadece soruyu soracaktı.
Sanık getirildi.
Adı Nabû-etir’di.
Bir ambar bekçisi.
Suç açıktı: Tanrı Aşur’a adanmış arpaların eksilmesi. Bu hırsızlık değildi sadece. Bu, tanrıdan çalmaktı. Asur’da tanrıdan çalanın adı anılmaz, sonu anlatılırdı.
Kimse bağırmadı. Kimse konuşmadı. Çünkü bu davada tanık aranmazdı. Yazı da yoktu. Kil tabletler bu iş için fazla zayıftı.
Rahip-yargıç konuştu:
“Arpalar eksildi.
Depo senin elindeydi.
Tanrıya ait olan eksildiğinde, tanrı sorar.”
Sonra sustu.
İki muhafız öne çıktı. Ellerinde bir kap vardı. Kapta ne su kaynıyordu ne demir kızarıyordu. Kapta yalnızca nehirden alınmış soğuk su vardı. Ama herkes biliyordu: Bu su soğuk değildi. Bu su bilirdi.
Rahip-yargıç devam etti:
“Bu suyu içeceksin.
Eğer suçsuzsan, su sende kalır.
Eğer suçluysan, su seni terk eder.”
Bu cümle avluda dolaştı. Su terk ederse… herkes bunun ne demek olduğunu biliyordu. Kusmak. Titremek. Sonra ölüm.
Nabû-etir dizlerinin üzerine çöktü. Yemin etmek istedi. İzin verilmedi. Asur’da yemin, suçsuzken edilir; suçlandığında değil.
Kabı iki eliyle aldı. Ellerinin titremesi yazıya gerek bırakmıyordu. Suyu içti. Damla kalmayana kadar.
Zaman geçti.
Bir nefes.
Bir nefes daha.
Kimse konuşmadı. Güneş yükseldi. Kuşlar sustu. Bir çocuk ağladı; annesi ağzını kapattı. Çünkü tanrılar ağlamayı sevmezdi.
Nabû-etir’in yüzü değişti. Önce soldu. Sonra terledi. Sonra dizlerinin bağı çözüldü. Suyu tuttuğu yerde tutamadı. Avlunun taşlarına kusarken herkes başını eğdi.
Rahip-yargıç yalnızca şunu söyledi:
“Tanrı karar verdi.”
Cezası okunmadı. Çünkü herkes biliyordu. Tanrıdan çalan, tanrıya geri verilirdi. O gün Nabû-etir ne asıldı ne taşlandı. Akşam olduğunda adını kimse anmadı. Ertesi gün depoya yeni bir bekçi kondu.
Mahkeme dağıldı. Taşlar yeniden yıkandı.
Asur’da adalet böyleydi.
Haklıyı bulmak için değil,
düzeni bozmamak için vardı.
Ve herkes bilirdi:
Asur’da mahkemeden çıkılırdı,
ama tanrıdan çıkılmazdı.
Kısa Analiz ve Tarihsel Gerçeklik Değerlendirmesi
(Tanrıların Hüküm Verdiği Gün: Asur’da Bir Mahkeme)
Bu hikâye, Asur toplumunda yargının nasıl algılandığını ve adaletin hangi zihinsel
ve dinsel temeller üzerinde yükseldiğini göstermeyi amaçlayan tarihsel-kurgusal
bir anlatıdır. Metin, bir dava sürecini aktarmaktan ziyade, Asur’da suç, sorumluluk
ve hüküm kavramlarının nasıl anlamlandırıldığını görünür kılar.
1. Asur’da Adaletin Niteliği
Asur hukuk düzeninde adalet, insan iradesinin ürünü olan bir değerlendirme süreci
değil; tanrısal yönetime bağlı bir düzen mekanizmasıdır. Yargılama, bireyin
haklılığı ya da suçluluğundan önce, tanrılarla kurulan ilişkinin bozulup
bozulmadığını ortaya koymayı hedefler.
Bu nedenle hikâyede yargı yetkisi, belirli bir kişi ya da kuruldan çok,
tanrısal sınamanın sonucuna bağlıdır. Rahip-yargıcın rolü karar vermek değil,
soruyu doğru biçimde sormaktır. Bu yaklaşım, Asur düşüncesiyle örtüşmektedir.
2. Tanrısal Sınama ve Yemin Kültürü
Metinde yer alan ilahî sınama uygulaması, Mezopotamya dünyasında yaygın olan
ordeal anlayışına dayanmaktadır. Asur’da, özellikle kutsal alanları ve tanrılara
ait malları ilgilendiren suçlarda, insan tanıklığı ikincil kabul edilir;
tanrının iradesini açığa çıkaracak sınamalar esas alınırdı.
Bu anlayışta sınama bir ceza yöntemi değil, hakikatin tanrı tarafından
açığa çıkarılmasıdır. Sanığın bedeni, tanrısal hükmün taşıyıcısı hâline gelir.
3. Suçun Tanımı: Tanrıya Karşı İşlenen Fiil
Hikâyede suçun tapınağa adanmış arpaların eksilmesi olarak kurgulanması tarihsel
açıdan isabetlidir. Asur toplumunda tapınak malları, devlete ya da krala değil,
doğrudan tanrıya ait kabul edilirdi.
Bu tür bir fiil, sıradan bir malvarlığı ihlali değil, kutsal düzene müdahale
anlamı taşırdı. Bu nedenle cezanın açıkça ilan edilmemesi ve sanığın toplumdan
sessizce silinmesi, Asur ceza anlayışıyla uyumludur.
4. Mekânın Anlamı ve Yargı Ritüeli
Yargılamanın kapalı bir yapı yerine açık bir avluda yapılması, adaletin halka
gösterilmesi için değil, tanrıların huzurunda icra edilmesi içindir. Asur’da
mekân, hukukun bir parçasıdır. Açık alan, göğe açıklık; göğe açıklık ise
tanrısal denetime davet anlamı taşır.
Anlatının geçtiği Ninova kenti, hem siyasal hem de dinsel iktidarın merkezlerinden
biri olarak bu tür yargı ritüellerine ev sahipliği yapmış önemli bir Asur kentidir.
5. Genel Değerlendirme
Bu hikâye, tarihsel bir belgenin yeniden anlatımı değildir; ancak Asur hukuk
zihniyetini, ceza anlayışını ve adaletin kutsallıkla kurduğu ilişkiyi doğru bir
çerçevede yansıtan bir kurgu metindir.
Metnin ortaya koyduğu temel gerçek şudur: Asur’da adalet, bireyi korumak için
değil, tanrısal düzeni sürdürmek için vardır. Bu yönüyle anlatı, erken dönem
hukuk sistemlerinde adaletin korku, ritüel ve kutsallık ekseninde nasıl
şekillendiğini açık biçimde göstermektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Asur hukuku hangi temel ilkelere dayanır?
Asur hukuku, adaletin tanrısal iradeye bağlı olduğu düşüncesine dayanır.
Hukuk, bireyler arası bir hak dengesi kurmaktan çok, kutsal düzenin
korunmasını hedefler.
Asur’da yargı yetkisi kimdedir?
Yargı yetkisi, biçimsel olarak rahip-yargıçlarda görünse de esasen tanrılara
ait kabul edilirdi. İnsanlar yalnızca tanrısal iradenin açığa çıkmasına
aracılık ederdi.
Asur’da mahkeme kavramı nasıl anlaşılmalıdır?
Mahkeme, hukuki bir tartışma alanı değil; tanrısal iradenin sorgulandığı
ve sonuçlarının kabul edildiği ritüel bir mekândır.
Tanıklık Asur hukukunda neden ikincil plandadır?
Çünkü insan beyanı yanılabilir kabul edilirken, tanrısal işaretlerin
mutlak doğruyu ortaya koyduğuna inanılırdı.
Tanrısal sınama (ordeal) uygulamalarının amacı nedir?
Bu uygulamalar, suçun doğruluğunu insan yargısıyla değil,
tanrının doğrudan müdahalesiyle belirlemeyi amaçlardı.
Asur hukukunda suç nasıl tanımlanır?
Suç, bireysel bir zarar fiilinden çok, tanrılarla kurulan ilişkinin
bozulması olarak tanımlanır.
Tapınak mallarına ilişkin suçlar neden ayrı değerlendirilirdi?
Tapınak malları tanrıya ait kabul edildiğinden, bu mallara yönelik fiiller
dünyevi değil kutsal bir ihlal sayılırdı.
Asur hukukunda yazılı kuralların rolü nedir?
Yazılı hukuk, ticari ve idari ilişkilerde önemliyken, kutsala ilişkin
uyuşmazlıklarda ikincil hatta işlevsiz kabul edilmiştir.
Asur yargılamalarının temel amacı nedir?
Temel amaç, bireysel adaleti sağlamak değil; tanrısal düzenin
bozulmadan sürdürülmesini temin etmektir.
